11 Ocak 2016 Pazartesi

Fark Etmek

      Saat gecenin ikisi , kolunda hafif bir karıncalanma hissi ile ardından gelen uykusuzluk. İşte yine beklemeye başlıyoruz o perdeye tıklayacak güneşin doğmasını . Bu sefer uykusuzluğunun dırdırını çekmeyecekti. Sokağa çıkmalıydı , eğer başka gözleri yarı açık insan bulabilirse güneşe daha güzel bir sofra hazırlayabilirdi. Takıntılıydı aynı cekete , bir kere birisi yakıştı dediyse kollarının aşınmasına kadar giyerdi ve yine giydi. Kapı gıcırtısından pek çekinmedi sonuna kadar yavaşça açtı ne de olsa rahatsız olacak bir tek uykusu vardı. Varsın o da rahatsız olsun her şey karşılıklıydı ne de olsa ! Yaklaşık 15-20 adımda saçlarına bakacağı apartman kapısına geldi. Bir an dışarıda ki soğuğu göze alamayacağını düşündü ; sonrasında çoğu şeyi zaten düşünmeden yaptığını bir kez daha anlayıp bu boş düşüncesine bir gülücük attı , umursamadı onu... Kapının dışı hikayenin paragrafı

      O da farkındaydı kapının dışına çıkmasına yardımcı olduğumun yada devamında betimlemelerim ile onu tanımanızı sağlayacağımın. Saçlarında yer yer beyazlıkları olan uzaktan bakılınca fark edilmeyen yeşil gözleri ile çehresinde ki sinirli ifadesi tam uyum içerisindeydi. Bu uyum bana göre öyle idi , o ise bu oluşumdan pek memnun kalmadı. Çaresizliğinin ifadesi olarak bu sefer yüzüme bakmadı. Yürütmeye devam ettirdim onu sokak boyunca benden ne istediğini acaba ne yazarsam nasıl yönlendirirsem mutlu olacağını düşünmeye başladım yine bir satır sonunda...



      Başını belaya sokacaktım onun ... Hemen kuytu bir mahallenin en ücra köşesine yönlendirdim o koca ayaklarını. Orada bekleyen üç beş hergelenin kollarına attım ve kurtulmasını bekledim cümleleri ile yada onu betimlediğim güçlü adalelerinin yardımıyla. Bizim çocuk çok çırpındı ve kalemim imdadına yetişti. Yardım için '' - laaaaaaan '' diye bir iki delikanlının sesini çıkartmam yetti de arttı bile hergelelerin topuklamasına. Alacağın olsun der gibi baktı yüzüme. Bıraktım bir iki dakika kendi başına onu '' Düşün '' dedim bakalım ne düşüneceksin ; düşündü ve vardı ki bir kanıya kalemim olmalı zihninin anahtarı... Devam ettik aylak aylak dolaşmaya. O çok sevdiği kızın evine yönlendirdiğimi kısa sürede anladı. Tedirgindi ama aynı zamanda biliyordu ben zorlamazsam asla açıklayamayacaktı ona duyduğu aşkı.


      O anda düşüncelerimi sekteye uğratan kalemimin yalpalanmasına neden olan bir hareketlenme oldu diğer uçta  ve anladım ki bu kağıtta artık yalnız değildim. Şu andan itibaren karakterimin kağıtta daha çok yer edinmesini sağlamak için daha hızlı yazmaya başlamalıydım. O sadece bekledi boş eylemlerimin ve sözlerimin  bitmesini. Tam nokta koyacaktım , tam bizim çocuğun hayali olan kızı etkilemesi için cümlemi sonlandıracaktım ki diğer uçta hiç hareket etmeden bekleyen o kalem , nokta koymama izin vermedi. Silmeye çalıştım tekrar daha iyisini yazabilirim ve zamanı gelince ondan önce davranıp noktayı koyabilirim diye. Ama ne kadar gayret edersem edeyim altta ki cümleleri kaybetmeyi hiç başaramadım.

      Bizimkisine ben ne diyeceğim şimdi... Bazı şeylerin benim elimde olmadığını yeni fark ettiğimi mi ?

     

10 Ocak 2016 Pazar

5 > 10

      İste , hayal kur ve bunu gerçekleştirmek için sana verilen sınırlı süre içerisinde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalış. Çünkü o süre bittiğinde artık zihnindeki her şey hatta bütün bedenin tek bir şey için var olacak PARA... Çok istediğin o işe yada gerekli koşullara kavuşabilsen bile bir zaman sonra hepsi anlamsız hala geliyor çünkü her şey PARA... Bütün yemeklerin tatsız olduğunu düşün işte hayatı o hale sürüklüyor PARA...

      Tamam PARASIZ olmaz ama buna bu kadar anlam yükleyerek de olmaz. Düşünsene yaptığın her eylemin paraya dönüştüğünü bir anda hayatın ne kadar anlamsızlaştığını hissedebiliyor musun ? Küçükken o hayalini kurduğun mesleğin hiçbir zaman sana ne kadar kazandıracağını düşündüğün için seçmedin sadece gökyüzünde özgür olmayı sevdiğin için bunun hayali ile büyüdün. Neden zaman ilerledikçe o güzel ve saf bilinçsizliğimizin yerine kahrolasın hayallerimizi yıkan şu dünyanın iğrenç bilinci gelince ; para hesabına göre meslek seçimi yapmak istedin ? Belki de seçimlerin gökyüzüne bile sığmayacak kadar çok peki neden arka cebinde ki cüzdana sıkıştırmayı hedefledin ?

 Michelangelo - '' Adem ' in Yaradılışı '' tablosuna küçük bir ekleme ile yapılan gönderme.


      Çünkü sen 5 > 10 dan hayat tarzını kavrayamamışsın... Kazanılan paranın değil de fikirlerimizin , doyum sınırımızın ön planda olduğu bir yaşamın varlığından haberin bile yok. Maddi şeylerin ön planda olduğu dünyada elde edilen her şey ne yazık ki üzerinde ki sayılar ile değerlendiriliyor. Fazla rakam olmayan şeyin bir önemi yoktur felsefesi hepimizi kuşatmış durumda. Daha fazla eşya daha fazla kıyafet her şeyden daha fazlası gemimizi yavaş yavaş batırmaktadır. Mütevazi yaşam tarzı  '' işe yarayan , ihtiyacım olan '' sözcüklerinden arınıp küçümsenme aşamasına getirilmiştir. İnsanlar genelde yaşam standartlarını kazandıkları paralar ile eş değer görürler. İşte bu tür kişiler paranın kirini seven onunla oynadıktan sonra yüzlerine sürüp güzelleştiklerini sanan acınası insanlardır. Para peşinde koşup yorulmaktan ise daha farklı şekilde yorulmayı tercih edenler her zaman taktir ettiğim bireyler olmuştur. Elinde ki imkanları mükemmel şekilde değerlendirenler genelde fazlasını değil daha azıyla nasıl üretken olacağını düşünen kişilerdir.

      Çok ince kocamaaan son model bir televizyona hiç beklemeden sahip olabilirsin. Ama o televizyonda gördüğün yerlere gidecek kadar ufkun yok ise bence paran hemen yere batabilir. Çünkü ben aylarca para biriktirip son model televizyondan da vazgeçip her halükarda daha eski model bir televizyon ile idare edebileceğimi kavradıktan sonra 5 > 10 felsefesini gerçekleştirmiş oluyorum. Dikkat edilmesi gereken nokta paranın ufku genişletmeye yardımcı olmamasıdır. Ufkunuz her zaman açık olduğu taktirde cebinizin şişkinliğinin bir önemi yok.

      Umarım başlıkta yer alan beş sayısı ufkunuz olur...

9 Ocak 2016 Cumartesi

Ütopya - Kaçınılmaz Dünya

      Fransız devrimi ile  birlikte insanoğlu için bir ölçüt haline gelen özgürlük , eşitlik , adalet gibi kavramlar devletlerin ilkeleri olarak benimsenmiştir. Böylelikle bu ilkeler doğrultusunda devletler hem devamlılığını sağlayacak hem de içerisindeki bireyler devletin baskılarına karşı korunmuş olacaktır. Hukuk kavramı ise bu üç kavramı kümeleyerek ideal devlet düzenine ulaşmamızı sağlamıştır.

      Ancak şu ana kadar uygulanan yaptırımlar yada ilkeler insanların problemlerine tam bir çözüm bulamamıştır. İşte bu noktada filozofların  '' Ütopya '' dedikleri kavram ortaya çıkmaktadır. Yani hayali bir devlet biçimi üretmek amacıyla çözümler aranmıştır. Böylelikle insanların sorunlarına kesin çözümler bulmak hedeflenmiştir. Olumlu Ütopyalar ve Korku Ütopyaları olarak iki şekilde ele alınan bu hayali devlet oluşumu bir çok filozof tarafından konu edinmiştir. Olumlu Ütopyayı devlet düzenini insanların sorunlarına çözüm aramak yeni bir sistem geliştirmek gibi algılayabiliriz. İşte bu yazının asıl oluş amacı Korku Ütopyaları ise basit anlamı ile bulunulan halden daha kötüye gidecek düzeni konu edinir.

      Bizim korku ütopyamızın adı Kaçınılmaz Dünya ....

George Orwell ' Büyük Ağabey seni Gözlüyor '




      Günümüzden çok da uzak olmayan bir zaman dilimi içerisinde hikayesi geçen bu dünya pek de yaşanılacak türden olmamakla beraber ileride ki yaşamımız hakkında bir takım tahminler içermektedir. Büyük bir savaşın ardından dünya üzerinde sadece iki devletin kaldığı bu zaman dilimi tarih boyunca insanın değerinin en düşük olduğu süreçtir. 

      Teknolojinin meydana getirdiği değişimler hızı insanın bu yük altında ezilmesine neden olmuştur. Düşünmenin yada irdelemenin yasaklandığı , aynılaşmanın aşılandığı toplumlar meydana gelmiştir. Her şey devlet tarafından planlanmaktadır. Yeme , uyuma hatta cinsel hayat planlaması bile insana bir liste halinde sunulmuştur. Bunun dışına çıkmak söz konusu bile olamaz. Doğumdan itibaren uygulanan politikalar ile zaten bu imkansız hala gelmiştir. Doğum esnasında sırtlara vurulan etiketler aynılaşmanın çaresi olarak görülmüştür. Artık kişiliklerine göre değil ürün gibi barkotlarından ayırt edilmektedir insanoğlu. Tanrı algısı devlet ile yer değiştirmiştir. Devlet isterse yaşarsın yada elindekinin kaynağı tek bir yerden yani devletten gelir. O olmazsa yaşayamaz devamlılığını sağlayamazsın... Her birey günde en az 7-8 saat televizyon başında geçirmek zorundadır. Geri kalan zamanlarda devletin kazancı için çalışmak gerekir. Sanat yada din yaşamdan tamamen soyutlanmalıdır çünkü insan için gerekli tek şey devlettir ve onun devamlılığının sağlanmasıdır.

      Son kitap da yok olanada kadar devlet tarafından çıkarılan yangınlar o kadar fazladır ki gökyüzü artık mavi değildir. Araştırılacak yada düşünülecek her şey zaten devlet tarafından sunulmaktadır. Yatmadan önce muhakkak her insanın kafasının arkasında bulunan kabloyu prize sokacak ve devlete gerekli bilgiler verilecektir. Eğer ki bireyde herhangi bir düşünce izi görülürse en ağır cezaya mahkum kalınmış olunur. Dünyaya gelmiş yeni çocuklar belirli bir yaşa kadar devlet tarafından büyütülür ve ailelerine teslim edilir. Yaşlanmanın bile bir sorun olduğu bu düzende yaşlılara yer yoktur fazladan gıda yada mülkiyet kaplayacağından yaşamları yine devlet tarafından belirli bir yaş sınırında sona erdirilmektedir. Camdan yapılan evler sayesinde artık özel yaşam denilen bir şey söz konusu değildir. ( Yevgeni Zamyatin - Biz ) Çünkü kimsenin büyük oluşumdan gizleyecek bir şeyi olmamalıdır.

      Sanırım bir şey söylemem gerek kabloyu prize sokmadan önce - siz düşünmeyin zaten sizin yerinize düşünen birileri var . Kaçınılmaz Dünya  ' dan....


      Merakı olan için Korku Ütopyaları:

      Aldous Huxley  : Cesur Yeni Dünya
      George Orwell  : 1984 , Hayvan Çiftliği 
      Ray Bradbury   : Fahrenheit 451
      Yevgeni Zamyatin : Biz
      

      

      
       

   
      

      

1 Ocak 2016 Cuma

Tam Yedi Düşünce

      Bir sigara içtim bugün daha küllüğe ulaşamadan masanın beyaz kısmına külleri düştü teker teker. Sonrasında düşündüm bu kadar hızlı mı içimize çekiyoruz hayatı ; anlamadan , yorumlayamadan , asıl anların tatlarına varamadan hep bir sonraki günü düşünerek...

      Bir sigara içtim bugün içerken de söndürürken de hep aklımda idin. Beraber olsak da bende sigara içmesem ya. Her gün farklı bir fanilik peşinde koşup duruyoruz hiç değilse beraber koşsak ya...

      Bir sigara içtim bugün ve dedim ki planlar yapmalıyım. Tam her şey yerli yerine otururken küllükte bitti o her şey ! 

      Bir sigara içtim bugün akşamını bile bilmediğim bir günün tam ortasındayken tedirginliği hissettim içimde ya dedim bugün son gün ise ?

      Bir sigara içtim bugün ve insanları düşündüm her gün muhatap olmak zorunda kaldıklarımı ve aslında konuşmak istediklerimin yanımda olmadıklarını hissettim..

      Bir sigara içtim bugün zamanı buz satan bir satıcıya benzettim ve sermayemin alıcısı olmadıkça eridiğine şahit oldum. Zamanımı doğru yere satmam gerektiğini anladım..

      Bir sigara içtim bugün ve fark ettim ki ben bugün tam yedi düşünce içtim...