20 Ekim 2016 Perşembe

Bay Betimsiz

      Yatağın ucunda , yorganın dışında donmuş et hissiyatında kalan ayakları uyanmasına neden oldu. Kapının aralığından onu gözetleyen , diğer odada sandalyenin üzerinde duran ceketine günaydın dedi. O gün güneş her zaman ki gibi açık gönüllü değildi tam aksine birkaç bulutun ardında kendini olabildiğince gizlemeye çalışıyordu. 3. katta olan dairesinin bol saksılı balkonuna çıkarken ayakları biraz olsun canlılık değeri kazanmıştı. Bu balkonda her çeşit çiçek bulmak mümkündü büyüklüğünü göz önünde bulundurmak gerekirse 9 farklı çeşit çiçek türünü buraya iyi sığdırmıştı ve adım atmak zor olsa da burası farklı bir havaya sahipti. Küçük bir kutuya benzettiği evin içerisinde en çok değer verdiği alanlardan biriside bu küçük ormandı. Zaten diğer türlü boş bir kanepenin olduğu oturma odası ve gardroplu yatak odasından başka bir şey yoktu , oralarda bizimkine göre oldukça anlamsız sayılırdı.


      Kendisine göre orta yaşlarda belki bize göre yaşlı zamanlarındaydı. Fiziksel betimlemelerin dışında kalmak istercesine pek belli etmezdi kendini belkide bu yüzden toplumda görünmez olmayı başarabilmişti. Ve kendisine söyleyemediklerini bir başkasına nasıl söyleyebileceğini bilemediği için yalnızlaşmıştı bu denli. Kimse bir şey bilmediği için olsa gerek yada bir kanıya varılamayacak kadar bastırıldığından dolayı ona seslenmek isteyenler '' bay betimsiz '' olarak seslenirlerdi. Bu seslenmeler de genellikle market alışverişlerinde kasiyerlerin fişi uzatma esnasında söyledikleri cümlelerdi. Zorda kalmadıkça konuşmaz ve diyaloglardan olabildiğince kaçmak istercesine kendince beden hareketleri geliştirmişti. Pekala bir baş hareketi ile insanları onaylıyor ve yine bir hareket ile olumsuz yargısını belirtebiliyordu. Bu kaçışmanın tam olarak ne zaman başladığını o da bilmiyordu nede bizim başkasına soracağımız bir zaman dilimi başlangıcı vardı. Mahallede bulunan birkaç kapı önü durmayı seven esnaftan başka birisi tanımıyordu , onlarda göz aşinalığı derecesinde bir tanıma sınıfında bulunduruyorlardı.


      Dediğimiz gibi o gün güneş biraz cimri olsa gerek bulutların arkasındaydı. Küçük ormanında ki bakım işini tamamladıktan sonra ceketinin karşısında kahvaltıya başladı ve çok da uzun sürmeden sandalye ile vedalaşıp kapıya yöneldi. Çalıştığı işlerde sürekliliği sağlayamaması başarısızlığı yada beceriksizliğinden değildi sadece saçma kalabalığın içerisinde fazla durmak ona anlamsız geliyordu. O da belirli bir süre çalışıp birikim yaptıktan sonra 1-2 ay da olsa kendisini eve kapatıyordu. Sadece temel ihtiyaçları gerektikçe ayakkabı bağcıkları ile uğraşıyordu. Geri kalan bütün zamanını ormanında yarı zamanlı tarzancılık ile geçiriyordu. Birikiminin bitmesi dış kapıya doğru bir yolculuğunun da başlangıcı oldu. Dışarı çıkacak ve temel beden hareketleri ile iletişim kuracak herhangi bir işte birikim yaparak ormanına dönmeyi dört gözle bekleyecekti. Uzun aradan sonra dışarıya attığı ilk adımda ona en yakın olan şey yine kahvaltı arkadaşı ceket idi. Ondan aldığı güç ile sokaklarda ilanlara bakıp insanlardan uzaklaşarak yolunu bulmaya çalışıyordu.





      Ara sokaklardan caddeye uzanan yola doğru adımlarını attıktan beş dakika sonra caddeye ulaştı. Dükkanların önlerinden biraz istekli biraz da isteksiz geçerken az ileride bir çiçekçinin henüz yeni açtığını , elemana ihtiyacı olduğunu panosundan ve kenarlarda duran açılış süslemelerinden anladı. Önceden olsa durup biraz düşünürdü ama işin içerisinde en sevdiği şeyler olunca direk kapıdan içeriye dalarak masada ikamet etmekte olan adamın yanına doğru gitti. Yanına varana kadar neden bu denli acele ettiğini kendisi de biraz olsun farkına varmıştı. Burası ona küçük ormanı kadar olmasa da biraz olsun sıcak gelmişti. İşe kabul edilmesi çok da zor olmadı. Çünkü adam onunla diyaloğa geçmek istese de bay betimsiz ortamın büyüsünden çiçeklere yönelerek tamamı ile masadaki adamı unutmuştu. Onun çiçeklere samimi yaklaşımı ve elleriyle sanki bir bebeği tutarcasına şefkat göstermesi kapıdan yarın sabah erken gel sesini duyarak çıkmasına neden oldu. Bir önce ki işi ve ondan da önceki işine kabul edildikten sonra pek değişen duyguları olmamıştı ama bu sefer sanki yarın sabah ki ilk iş gününü biraz heyecanla karşılıyordu. Önceden olsa ne kadar sürede ne kadar para biriktireceğini hesaplar daha başlamadan çıkacağı günü kafasında planlardı.


      Ertesi sabah dükkanı açmaya giderken insanlardan çok çiçeklere saygısından olsa gerek biraz daha özenle çıktı evden. Adımlarını hızla bulunacağı yere doğru attı. Dükkanı açar açmaz büyük bir koro '' bay betimsiz  '' tezahüratları ile onu karşıladı. O da şefkatli ellerini hepsine teker teker açtı. Ve öğle vaktine kadar bütün dükkanı kendi isteğine göre dizayn etti çünkü her çiçeğin günün belirli saatinde belirli güneş açısında bulunması gerekirdi. Öğle vaktine doğru gelen dün ki  '' masada ki adam '' değişikliği hoş karşıladı ve bu konu ile ilgili yorum yapmadı. Daha ilk günden güven veren bu adamın hakkında tek bildiği şey insanlardan çok çiçekler ile diyalog halinde olduğu idi. Sanırım bu iş için de bunu görüp anlaması yeterliydi. Artık tamamı ile buraları teslim edeceği bir kişi vardı.


      Aradan geçen günlerin çoğunda dükkana uğramıyor , nasıl olsa emin ellerde diyerek o da kendi işine bakıyordu. Zaten dükkanda ki çiçekler '' bay betimsiz '' den daha fazla dillilerdi. Sadece maaş gününde uğrayıp bir miktar ücreti masaya koyup gidiyordu. Zaten bizimkisi her şeyi bir deftere not alıyor ve '' masada ki adama '' geldiği zamana veriyordu. Aralarındaki tek ilişki buydu ve o da ver - al dan ibaret idi. Geçen ayların farkına varmayan bay betimsiz evde birkaç ayını geçirmeye yetecek kadar birikim yapmıştı ve ertesi gün her ne kadar da işinden ilk defa hoşnut olsa da ayrılacağını söyleyecekti. Ama o gün....


      Hiçbir değişikliğin olmadığı monotonluğun tam anlamı ile yükselişe geçtiği günlerden biri idi. Bu duruma çok içerlememek ile beraber küçük bir kahvaltılıktan sonra son kez kepenklerine yükleneceği dükkana doğru yolları aşındırdı. Öğlen saatine kadar bir meteor önüne düşmediğine göre sanırım ekstrem herhangi bir durum yoktu derken kapıdan yeşil mantolu bir kadın girdi. Meteor ? Hayır.
-Saksı aramaktayım , çiçeğim büyüdüğü için değişikliğe ihtiyacı var. Cümlesi ile beraber konuşan bir meteor olmayacağını anladı ve yerinden irkilip büyük saksıların olduğu alana doğru yürüdü. Yürürken gözleri yan tarafa doğru sürekli atak yaparak kadına bakıyordu. Çiçeğinin cinsini sormak onunla bir diyalog kurmak istercesine içerisinde sürekli devinim halinde olan ve onu rahatsız eden toprak parçalarının varlığını hissetti. İlk defa mı bir kadın görüyordu ? Yoksa bu onun için ilk denilecek bir duygusal dönüşüm müydü ? Büyük saksıları naylonundan ayırırken sanki yaşamı boyunca kendine sormaya cesaret edemediği her soruyu sordu , beynini soğuk bir tabağa sıcak bir yemeği aniden koyarcasına çatlayacak gibi hissetti. Bu anlamsız titreme , saç tellerinde ki ıslaklık ? Hava sıcak değildi , herhangi bir efor da sarfetmemişti. Neydi anlamlandıramadığı saçmalık. Bu zamanı durdurma isteğinin nedeni neydi ? Biraz fazlaca dalmış olacak ki bulunduğu suya bir taş atarak titreşim çıkardı kadın. Sanırım aradığım boyutlarda yok. Var diyebilmek için dil kası ile beraber bütün bedeninde ki kaslar bir anda harekete geçmişti sanki. Tonlarca ağırlığı kaldırmak daha kolay geliyordu bir tek kelimeyi söylemekten. Aptal bir gülümseme ile yetindi. Buna anlam veremeyen kadın ' bay betimsizin ' elinde bulunan kiremit rengi saksıyı gördü. Parayı uzattığı parmakları tıpkı ormanındaki dallar kadar narin , ilk açan çiçek kadar masumdu. Bu parayı aldığı anda yeşil montlu kadının arkasını dönüp ,  gitmesini düşündü ve sonra her şeyin aynı monotonluğa aynı saçmalığa dönüşeceğini hissetti. Bir şey demeliydi bir şey... Ne diyecekti nasıl başlanırdı söze nasıl karşı taraf ile iletişime geçilirdi üstelik bu bir kadındı içerisinde heyelanlar oluşturan ağaçları bitkileri yerinden söken bir kadındı. Bu duyguların hala ne anlama geldiğini bilmiyordu ama tek bildiği şey biraz daha bu anın bu şekilde kalması idi.





      - Menekşe ! Kadın bir anda kendisine söylendiğini  anlamadığı için kapıya doğru adımlarını sürdürdü. - Menekşe ! Arkasına bakıp iki çukurda bulunan gözlerin kendisine baktığını anladı. - Anlayamadım pardon ... ?   İşte şimdi bir cümle kurması gerekiyordu. Yine bütün vücudunda ki kasları titremeye ve kaşları dahi bedenindeki her tüyün hareketlerini hissedebiliyordu. -Menekşe ben en sevdiğim çiçeğim. Anlamsız garip bir cümleydi ama sanki yeşil montluya söyleyince çok güzel bir kelime oldu dedi içinden. Kadın karşısında bulunan kişinin bu denli terlemesinden ve hareketlerinin garipliğinden olsa gerek biraz huzursuz oldu ama cevap vermeden de kendini alı koyamadı.  Bu  cevap onun için herhangi bir gün herhangi bir saatte herhangi bir kişiye verilmiş bir şeydi. Ama '' bay betimsiz '' için bu şu zamana kadar ki en değerli şey olabilirdi. - Evet ne güzel dedi kadın ve naziklik göstergesi olarak küçük bir gülümseme eşliğinde tekrar arkasını dönüp kapıyı araladı.


      Hareketsiz geçirdiği kaçıncı saatti bilmiyordu ama dükkana gelen bir başka müşterinin onu sertçe sarsması ile kendisine geldi. Karşısında dikilmiş duran adama ne var dercesine gözlerini büyüttü. Adam onun kendisinde olduğunu görünce ve üstelik tek bir laf etmeden karşılık verdiğine şahit olunca fazla kurcalamadan dükkandan çıkıverdi.


      Bu saçmalık da neyin nesi bilmiyordu ama acilen kendi krallığına dönmesi gerektiğini anladı. Çiçekçiyi öylece bırakıp caddeye doğru hızlıca yöneldi. Eve varması kısa sürmüştü koşmasından olsa gerek nefesi içindeki duygu saçmalığı ile birleşince onu sandalyeye hapsetti. Soluklandıktan sonra bile içindeki şey geçmek bilmiyordu sanırım bu nefes gibi bir şey değildi bir anda dışarı verip kurtulacağı türden bir şey de değildi denedi , hepsini bir anda üfledi dışarı ve değişen bir şey olmadı. Ormanına çekildi belki orası ona iyi gelebilirdi. Yeşil ! neydi bu yeşil ...  Ona hep huzur veren renk şimdi neden ona bu denli ateş ediyordu. Ne kalmıştı peki geriye ? Eğer burada da kendini bulamıyorsa o kimdi ? Ne yapması gerekiyordu ? Ağır gelmişti bunca soru bunca karmaşıklık onun için fazlasıyla ağırdı...


      2 yıl önce yaptığı ve saksılarına yer açmak için balkonun tavanına astığı demirden çubuğa yine saksılarını asmak için kullandığı bir ipi geçirdi. Belkide güneşe göre bir konumu vardı ve orası da tam olarak burasıydı.


Düşünün ki devamlılığınızı sağlamak için bir tek '' nedeniniz '' var ve o '' neden '' korktuğunuz diğer şeylere benzerse ?

   


   


   

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Beyazdan Griye

      Duvarda yaklaşık 2 ay önce kaldırdığı saatin muhafaza ettiği beyazlık diğer kısımlara göre daha net ama onu duvar sıfatından öteye geçirmeyecek kadar da önemsiz. Odası sürekli ilerleyen bir vagon , içerisinde tutsak hayatından ziyade kendini avutan bir gezgin sanki o. Son zamanlarda hiç ayrılamadığı vagonu bir öğle vakti kapılarını açıyor dış dünyaya cebinde sarma sigarası ile yola çıkıyor. Halbuki çok yol katetmemiz lazımdı diyor içinden kendisine , her yer aynı , binalar aynı insanlar aynı değişen kendisi de aynı. Peki aynılaşmak mı değişim.. ?


   
Vincent van Gogh ' un Gustave Dore ' nin tablosundan esinlenerek sadece tablonun ortasına kendisini yerleştirerek ve başka hiçbir değişiklik yapmadan tekrar resmettiği bir tablo. Bir not : tabloda odak noktasına kendisini yerleştirmesi ve diğer hiçbir ayrıntı ile oynamaması o dönemlerde büyük bir psikolojik sıkıntı içerisinde olduğunun göstergesi diye yorumlanıyor. Ve tabloda toplam 37 kişi vardır Van Gogh ne tesadüftür ki 37 yaşında intihar etmiştir. Tablonun kapsamlı hikayesi Sunay Akın - Bir Çift Ayakkabı sayfa 9-




Yaşamı sorgulamakla birlikte attığı adımları onu belirsiz bir mahallenin kuytu bir köşesinde duran  asmaaltında çay içmeye götürdü. Yaptığı eylemlere hiç bir zaman başkaları kadar anlam yüklemeyip yine bir çay söyledi nedensizce. Çay içesi mi vardı ? Her zaman ki gibi hayır ama koşullar gereği bunu yapmaya ihtiyaç duydu. Peki her zaman böyle mi yapmıştı , yani 37 yıl koşullar gereği mi gerçekleştirmişti eylemlerini ? Yarısı çay altlığına dökülmüş üstelik süzgeçli dediği çay süzgeçsiz bir şekilde gelmişti önüne ziyanı yoktu zaten çayı düşünecek kadar kafası rahat değildi. Yıllar bir an durmamış onu yavaş yavaş yalnızlaştırmıştı. Daha önceleri ne kadar ilişki trafiği varsa şimdi bir o kadar da kafa dinginliğine sahip bir adamdı. Bu dinginliğin ona bu denli sorun yaratacağını hiç düşünmemişti. Bir türlü kendini gerçekleştiremiyor olmanın acısı içinde her gününü ziyan ediyor bir çare bulmak için avareliğe danışıyordu ama bu danışma onu hep bir diğer güne aktarıyor günler böyle akıp gidiyordu. Acı çekmesi normal miydi her insan böyle düşüncelere dalıp günlerini heba eder mi yoksa bu sadece bir bunalımın göstergesi miydi ? Tek isteği kendini var etmek , bilinçli bir konuma geçip farkında olmayı istemesiydi.        

      Çayın içinde ki şekerin erimesini izlerken daldığı düşünceler , küçük damlalar ile başlayan yağmurun asmaaltında ki yaprakların arasından saçına düşmesi ile son buldu. Hissetmek acaba gerçekten bu su damlasının bedende oluşturduğu gibi bir şey miydi ? Yoksa hepsi birer yanılsamadan mı ibaretti.. Herkesin baş harfini kazıdığı bodur masaya ücreti bırakıp avareliğine dost olmak için yürümeye başladı. Bunalımda olan insan bunalımda olduğunu hisseder mi yoksa bir başkası tarafından mı konulur bu teşhis ? Kendisine açık sözlü oluşu mu onun bu denli canını sıkıyordu , acaba diğerleri gibi kendisine bile yalan mı söylemeliydi. Denemişti bunu 1-2 günün ardından sanki vücuduna uyuşturucu alıyormuş da aptal bir gülümseme halinde dolanıyormuş gibi hissetmişti. Hemen bu illeti bırakıp canını sıkmaya koyulmuştu , tekrar başlamıştı gerçekleri kendine aktarmaya. Bu seferde canını sıkan bu gerçekler - gerçekten - gerçek miydi ? Yoksa yalan bir şey için hiç sıkmaya gerek yoktu canını. Bu aynı kendine yalan söylemek gibi bir şey olurdu.                                                                                                                                                                                                           

      Değişim hakkında düşünemeden alamıyordu kendini. Doğum anından itibaren bir değişim olabilir mi yoksa hep aynı mı kalırdı insan. Kendini gerçekleştirmek bir değişimin parçası mı yoksa sadece kandırmaca mı ? Taş sokaklar ve içinde su dolu kaldırımlarda yürürken birer birer paçalarını ıslatan mayın tarlası misali sinsi taşlar eninde sonunda çamur olacak pantolonunu dövüyordu. Aldırmadı bugün olmaz ise yarın illa ki bir yerlerde pislenecekti zaten. Önüne geçilmeyen bir yazgı.. Bu denli basit açıklanabilir mi peki ? Akışına bırakılabilir mi her şey , doğduğu andan itibaren zaten kendini mi gerçekleştirmişti artık çok geç ise ne anlamı vardı kirlenmeyecek bir pantolonun.                                                                                

      İfade edemediği şeylerin varlığı onu konuşmamaya zamanla dilin varlığından şüphe etmeye itmişti. Hepsi beyninde düşünce olarak saflığını korumalı dile yansımamalıydı böylelikle bir nebzede olsa gerçekliğini yitirmemiş olacağına inanmaya başlamıştı.


Yatağına geri döndüğünde duvarda ki beyazlığın  diğer griliğe ayak uydurduğunu gördü gerçekleşen bir şey mi olmuştu , değişim mümkün müydü yada sadece bir aldatma mı ?


Sevgi ve Gerçekle kalmaya çalış okuyucu..
      

26 Temmuz 2016 Salı

Deli

      Merhaba okuyucu '' nerelerdesin sen ! '' dediğini duyar gibi olmak isterdim lakin böyle bir heyecanının olmadığını biliyorum. Yaklaşık 3-4 aydır yokuz buralarda bir bakıma iyi oldu gözlemlediğim ve aktarmak istediğim birçok şey birikti. Kendi aklımca yine tespitlerde bulunmaya çalıştım. İnsanları yine sanki en kusursuzu benim gibi yaptıkları hareketlerinden dolayı yadırgadım. Bu süreçte diyalog kurmadığım insan tipi kalmadı desem yalan olur illa ki kalmıştır onlarla da kısa sürede tanışacağımı umuyorum.


      Artık her hafta muhakkak aldığım bir karikatür dergim var. Adını söylemeyerek kulluk mertebesine erişeceğimi düşünüyorum. ( çok ince espri var açıklama gereksinimi duydum çünkü riske atamam bu mükemmel kelime oyununu ) Her neyse diyeceğim o ki bir önceki yazılarıma bakarsanız yazı stilimin değişimine şahit olabilirsiniz. Bunda kesinlikle o dergilerdeki köşe yazarlarının etkisi olduğunu düşünüyorum ve üzerimde ne bok yaptıklarının umarım farkındadırlar.

      Eğer bir çıkarım yapmak istiyorsanız kendi üzerinize biraz düşünmeniz gerekir , böylelikle ortaya çıkacak olan sonuç kesinlikle doğrudur. Tabi kendine bile doğruları söyleyemiyorsan hiç karşındaki hakkında çıkarımlarda bulunmaya kalkma direk orada işin içine '' ön yargı '' girecektir. Sırf bu kavramdan kendimi kurtarabilmek için karşı tarafta gördüğüm tavırları hayali bir ' ben ' üzerine yüklüyorum. Daha net bir sonuç ortaya çıkmaması için hiçbir neden yok.

      Özentilik kavramını ikinci paragrafta belirttiğim gibi kendi üzerimde görme fırsatım oldu ve  daha doğrusu bunu bir heves olarak algılama yetisine sahip oldum. Buralara yazmadığım süre zarfında dediğim gibi insanları ve birbirleriyle olan iletişimlerini inceleme fırsatım oldu. Bir özentilik lafıdır gidip geliyor aralarında. Ama kimse bilmiyor ki aslında bu daha safça bir olay olan ' heves ' den ibaret. Tamam yine standart cümlemizi kurup herkesi aynı çembere tabi ki almıyoruz diyelim. Ama bu tarz çoğu yargılamalarımız yanlış bunu görün istedim. Özenti dediğimiz eylemler için insanlar çabalayarak bazı şeylerinden fedakarlık edebilirler bunun adı '' hedef koymadır. '' Zaten zamanla kendi çizgisi üzerine illaki geçiş fırsatı yakalayacaktır. Heee bir de diğer türlüsü , harbiden taklitçi olanlar var işte orada hem fikiriz hocam.

Son zamanlarda youtube da millet kendi odasını videoya çekip atıyor ve yine başka bir millet tayfası onların odalarını deli gibi merak edip izliyor. Bunun sonucunda deli gibi izlenme oranı paralar havada uçuşuyor. Lan dedim bende bloğuma bir bölümünü atim. Eğer çok merak ediyorsanız diğer bölümleri de atarım. Atmayacağım tabi ki bunu buraya koymamın tek nedeni yazıya uygun fotoğraf bulamamam. 


      Hazır klavye başında terör estiriyorken devam edeyim ve şu harflere basayım... Umarım bir ortamda ( 4 kişi 5 kişi 6 kişi artık ortam nasılsa kardeş ) sırf ben susayım diye insanlar benimle aynı fikirde olmuyordur. Çünkü bu süreçte buna da ne yazık ki çok rastladım. Israrcı abimiz tezi üzerine bir kale yapmış ve asla yıkılmayacak olacağından bahseder. Bu kalenin aslında boktan yapılmış olduğunun farkında varan arkadaşları sırf susması için bokları taş olarak kabul ederler ve ısrarcı abimiz boktan kalesinde hüküm sürer. Bu tip durumlara bir kaç defa denk geldiğim için o ortamdan biri olmadığıma şükrettim ve bu duruma düşmemek için dualar ettim.

      Manyak insanların daha mutlu olduğuna karar verdim. Artık manyaktan anladığınız ne ise.. Şöyle minik bir anım var ve o anımın başrol oyuncusu bir ' deli  ' ama harbi deli hatta musmutlu deli !
Sabah 9 sularında dolmuşa bindiğimde sadece arkamda beyaz yakalı bir abimiz duruyordu. Elinde telefonu atomu parçalarken bende elimde ki telefon ile ona yardım ediyordum. Derken bir adamın yardımı ile ' abi şunu meydanda bırakı ver ' demesiyle delimiz arabaya biner. Aradan geçen 1-2 dakika sessizlik korunurken. Olay yavaştan cereyan etmeye başlar.

Deli : Ya abi hava çok sıcak değil mi ?
Beyaz Yakalı : Aynen çok sıcak
Deli : Bugün günlerden çarşamba değil mi ?
Beyaz Yakalı : Yok bugün günlerden perşembe yanlışın var senin ( kendinden emin bir tavırla )
Deli : Hayır abi yanlışın var bugün çarşamba.
Beyaz Yakalı : ( İddiasına ısrarla devam ederek ) Hayır bugün perşembe !

Şoför dayanamaz ve Beyaz Yakalı abimize abicim bugün çarşamba der ......

Bizim Deli yan tarafa döner ve Beyaz Yakalı abimize - Yahu abi senin kafa harbi gitmiş heee der.

O günüm şu arkadaş sayesinde mükemmel geçmişti hiç unutmuyorum ama aynısını Beyaz Yakalı için söyleyemeyeceğim.

      Bizim deli dolmuşa bindiğinde de inerken de çok mutluydu o gün düşündüm lan acaba hafiften kırık olmak iyi mi ?


      Psikologların bir tahminine göre ileri ki dönemlerde insanları genelde stres öldürecek. İntihar vakaları normal kazalar kadar çoğalacakmış. İşte bunların hepsi kabaca kafaya takmaktan hocam diye kendi açıklamamı gerçekleştirebilirim. Kim ne dedi ? Neden dedi ? Acaba şöyle yapsam nasıl olurdu ? Yada yanlış anlaşıldım mı  ? gibi sorularla geceleri yastığınız bolca karşılaşıyor eminim. Hepsini bir kenara koyun kafanızı dinleyin desem de bunun hemen olmayacağını biliyoruz. O yüzden hep özenmişimdir  yeri gelince ' işine geliyorsa ' kutsal kelimesini kullanabilen ve bu şekilde eylemlerini gerçekleştiren insanlara. Ama denedim bazı kafama taktığım şeyleri bir kenara bırakabiliyorum. Umarım devamı gelir. Yoksa hiç intihar etmeye niyetim yok. Adam gibi ecelimle ölürüm.

      Böyle hafiften giriş yapalım dedim hocam ilerleyen günlerde daha fazla buralarda olmaya çalışacağım. Deli olun..


















25 Şubat 2016 Perşembe

Sahici Olarak

Yaşamın hep sahici olmaya çalışmak ile geçecek
Her zaman istediğin kişi ile istenilen mekanda bulunmayı arzu edeceksin 

- Hiç istemeden sırf imkansızlıklardan dolayı yanında bulunduğun insanlarla muhabbet ederken bile içindeki asıl özlem mesafe gözetmeksizin seyahate çıkacak , varış yerine kararlı bir şekilde 

Yaşamında farkında olmadan yaptığın eylemler olacak
Bu eylemlerin sonuçlarına katlanmak değil farkında olmayışın üzecek seni

- Eylemlerinde yalnız olmayışın ayakta durmanı sağlayacak , bileceksin ki eylemlerini gerçekleştirmenin farkındalık durumuna göre değerlendiren biri var

Hep gelecek planlarını yapmak için bir devinim içinde bulacaksın kendini ; kararsız , korkakça..
Fikirler belki gerçekleşecek belki de eyleme geçmeden sönüp gidecek

- Fikirlerin kendini yakarken tek tek senin ikinci bir plan yapanın olacak yanında her daim. Bu sefer beraber yakacak yada denize indireceksiniz sandalı


Yaşamın hep onun yanında geçecek  ; sahici olarak...




11 Ocak 2016 Pazartesi

Fark Etmek

      Saat gecenin ikisi , kolunda hafif bir karıncalanma hissi ile ardından gelen uykusuzluk. İşte yine beklemeye başlıyoruz o perdeye tıklayacak güneşin doğmasını . Bu sefer uykusuzluğunun dırdırını çekmeyecekti. Sokağa çıkmalıydı , eğer başka gözleri yarı açık insan bulabilirse güneşe daha güzel bir sofra hazırlayabilirdi. Takıntılıydı aynı cekete , bir kere birisi yakıştı dediyse kollarının aşınmasına kadar giyerdi ve yine giydi. Kapı gıcırtısından pek çekinmedi sonuna kadar yavaşça açtı ne de olsa rahatsız olacak bir tek uykusu vardı. Varsın o da rahatsız olsun her şey karşılıklıydı ne de olsa ! Yaklaşık 15-20 adımda saçlarına bakacağı apartman kapısına geldi. Bir an dışarıda ki soğuğu göze alamayacağını düşündü ; sonrasında çoğu şeyi zaten düşünmeden yaptığını bir kez daha anlayıp bu boş düşüncesine bir gülücük attı , umursamadı onu... Kapının dışı hikayenin paragrafı

      O da farkındaydı kapının dışına çıkmasına yardımcı olduğumun yada devamında betimlemelerim ile onu tanımanızı sağlayacağımın. Saçlarında yer yer beyazlıkları olan uzaktan bakılınca fark edilmeyen yeşil gözleri ile çehresinde ki sinirli ifadesi tam uyum içerisindeydi. Bu uyum bana göre öyle idi , o ise bu oluşumdan pek memnun kalmadı. Çaresizliğinin ifadesi olarak bu sefer yüzüme bakmadı. Yürütmeye devam ettirdim onu sokak boyunca benden ne istediğini acaba ne yazarsam nasıl yönlendirirsem mutlu olacağını düşünmeye başladım yine bir satır sonunda...



      Başını belaya sokacaktım onun ... Hemen kuytu bir mahallenin en ücra köşesine yönlendirdim o koca ayaklarını. Orada bekleyen üç beş hergelenin kollarına attım ve kurtulmasını bekledim cümleleri ile yada onu betimlediğim güçlü adalelerinin yardımıyla. Bizim çocuk çok çırpındı ve kalemim imdadına yetişti. Yardım için '' - laaaaaaan '' diye bir iki delikanlının sesini çıkartmam yetti de arttı bile hergelelerin topuklamasına. Alacağın olsun der gibi baktı yüzüme. Bıraktım bir iki dakika kendi başına onu '' Düşün '' dedim bakalım ne düşüneceksin ; düşündü ve vardı ki bir kanıya kalemim olmalı zihninin anahtarı... Devam ettik aylak aylak dolaşmaya. O çok sevdiği kızın evine yönlendirdiğimi kısa sürede anladı. Tedirgindi ama aynı zamanda biliyordu ben zorlamazsam asla açıklayamayacaktı ona duyduğu aşkı.


      O anda düşüncelerimi sekteye uğratan kalemimin yalpalanmasına neden olan bir hareketlenme oldu diğer uçta  ve anladım ki bu kağıtta artık yalnız değildim. Şu andan itibaren karakterimin kağıtta daha çok yer edinmesini sağlamak için daha hızlı yazmaya başlamalıydım. O sadece bekledi boş eylemlerimin ve sözlerimin  bitmesini. Tam nokta koyacaktım , tam bizim çocuğun hayali olan kızı etkilemesi için cümlemi sonlandıracaktım ki diğer uçta hiç hareket etmeden bekleyen o kalem , nokta koymama izin vermedi. Silmeye çalıştım tekrar daha iyisini yazabilirim ve zamanı gelince ondan önce davranıp noktayı koyabilirim diye. Ama ne kadar gayret edersem edeyim altta ki cümleleri kaybetmeyi hiç başaramadım.

      Bizimkisine ben ne diyeceğim şimdi... Bazı şeylerin benim elimde olmadığını yeni fark ettiğimi mi ?

     

10 Ocak 2016 Pazar

5 > 10

      İste , hayal kur ve bunu gerçekleştirmek için sana verilen sınırlı süre içerisinde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalış. Çünkü o süre bittiğinde artık zihnindeki her şey hatta bütün bedenin tek bir şey için var olacak PARA... Çok istediğin o işe yada gerekli koşullara kavuşabilsen bile bir zaman sonra hepsi anlamsız hala geliyor çünkü her şey PARA... Bütün yemeklerin tatsız olduğunu düşün işte hayatı o hale sürüklüyor PARA...

      Tamam PARASIZ olmaz ama buna bu kadar anlam yükleyerek de olmaz. Düşünsene yaptığın her eylemin paraya dönüştüğünü bir anda hayatın ne kadar anlamsızlaştığını hissedebiliyor musun ? Küçükken o hayalini kurduğun mesleğin hiçbir zaman sana ne kadar kazandıracağını düşündüğün için seçmedin sadece gökyüzünde özgür olmayı sevdiğin için bunun hayali ile büyüdün. Neden zaman ilerledikçe o güzel ve saf bilinçsizliğimizin yerine kahrolasın hayallerimizi yıkan şu dünyanın iğrenç bilinci gelince ; para hesabına göre meslek seçimi yapmak istedin ? Belki de seçimlerin gökyüzüne bile sığmayacak kadar çok peki neden arka cebinde ki cüzdana sıkıştırmayı hedefledin ?

 Michelangelo - '' Adem ' in Yaradılışı '' tablosuna küçük bir ekleme ile yapılan gönderme.


      Çünkü sen 5 > 10 dan hayat tarzını kavrayamamışsın... Kazanılan paranın değil de fikirlerimizin , doyum sınırımızın ön planda olduğu bir yaşamın varlığından haberin bile yok. Maddi şeylerin ön planda olduğu dünyada elde edilen her şey ne yazık ki üzerinde ki sayılar ile değerlendiriliyor. Fazla rakam olmayan şeyin bir önemi yoktur felsefesi hepimizi kuşatmış durumda. Daha fazla eşya daha fazla kıyafet her şeyden daha fazlası gemimizi yavaş yavaş batırmaktadır. Mütevazi yaşam tarzı  '' işe yarayan , ihtiyacım olan '' sözcüklerinden arınıp küçümsenme aşamasına getirilmiştir. İnsanlar genelde yaşam standartlarını kazandıkları paralar ile eş değer görürler. İşte bu tür kişiler paranın kirini seven onunla oynadıktan sonra yüzlerine sürüp güzelleştiklerini sanan acınası insanlardır. Para peşinde koşup yorulmaktan ise daha farklı şekilde yorulmayı tercih edenler her zaman taktir ettiğim bireyler olmuştur. Elinde ki imkanları mükemmel şekilde değerlendirenler genelde fazlasını değil daha azıyla nasıl üretken olacağını düşünen kişilerdir.

      Çok ince kocamaaan son model bir televizyona hiç beklemeden sahip olabilirsin. Ama o televizyonda gördüğün yerlere gidecek kadar ufkun yok ise bence paran hemen yere batabilir. Çünkü ben aylarca para biriktirip son model televizyondan da vazgeçip her halükarda daha eski model bir televizyon ile idare edebileceğimi kavradıktan sonra 5 > 10 felsefesini gerçekleştirmiş oluyorum. Dikkat edilmesi gereken nokta paranın ufku genişletmeye yardımcı olmamasıdır. Ufkunuz her zaman açık olduğu taktirde cebinizin şişkinliğinin bir önemi yok.

      Umarım başlıkta yer alan beş sayısı ufkunuz olur...

9 Ocak 2016 Cumartesi

Ütopya - Kaçınılmaz Dünya

      Fransız devrimi ile  birlikte insanoğlu için bir ölçüt haline gelen özgürlük , eşitlik , adalet gibi kavramlar devletlerin ilkeleri olarak benimsenmiştir. Böylelikle bu ilkeler doğrultusunda devletler hem devamlılığını sağlayacak hem de içerisindeki bireyler devletin baskılarına karşı korunmuş olacaktır. Hukuk kavramı ise bu üç kavramı kümeleyerek ideal devlet düzenine ulaşmamızı sağlamıştır.

      Ancak şu ana kadar uygulanan yaptırımlar yada ilkeler insanların problemlerine tam bir çözüm bulamamıştır. İşte bu noktada filozofların  '' Ütopya '' dedikleri kavram ortaya çıkmaktadır. Yani hayali bir devlet biçimi üretmek amacıyla çözümler aranmıştır. Böylelikle insanların sorunlarına kesin çözümler bulmak hedeflenmiştir. Olumlu Ütopyalar ve Korku Ütopyaları olarak iki şekilde ele alınan bu hayali devlet oluşumu bir çok filozof tarafından konu edinmiştir. Olumlu Ütopyayı devlet düzenini insanların sorunlarına çözüm aramak yeni bir sistem geliştirmek gibi algılayabiliriz. İşte bu yazının asıl oluş amacı Korku Ütopyaları ise basit anlamı ile bulunulan halden daha kötüye gidecek düzeni konu edinir.

      Bizim korku ütopyamızın adı Kaçınılmaz Dünya ....

George Orwell ' Büyük Ağabey seni Gözlüyor '




      Günümüzden çok da uzak olmayan bir zaman dilimi içerisinde hikayesi geçen bu dünya pek de yaşanılacak türden olmamakla beraber ileride ki yaşamımız hakkında bir takım tahminler içermektedir. Büyük bir savaşın ardından dünya üzerinde sadece iki devletin kaldığı bu zaman dilimi tarih boyunca insanın değerinin en düşük olduğu süreçtir. 

      Teknolojinin meydana getirdiği değişimler hızı insanın bu yük altında ezilmesine neden olmuştur. Düşünmenin yada irdelemenin yasaklandığı , aynılaşmanın aşılandığı toplumlar meydana gelmiştir. Her şey devlet tarafından planlanmaktadır. Yeme , uyuma hatta cinsel hayat planlaması bile insana bir liste halinde sunulmuştur. Bunun dışına çıkmak söz konusu bile olamaz. Doğumdan itibaren uygulanan politikalar ile zaten bu imkansız hala gelmiştir. Doğum esnasında sırtlara vurulan etiketler aynılaşmanın çaresi olarak görülmüştür. Artık kişiliklerine göre değil ürün gibi barkotlarından ayırt edilmektedir insanoğlu. Tanrı algısı devlet ile yer değiştirmiştir. Devlet isterse yaşarsın yada elindekinin kaynağı tek bir yerden yani devletten gelir. O olmazsa yaşayamaz devamlılığını sağlayamazsın... Her birey günde en az 7-8 saat televizyon başında geçirmek zorundadır. Geri kalan zamanlarda devletin kazancı için çalışmak gerekir. Sanat yada din yaşamdan tamamen soyutlanmalıdır çünkü insan için gerekli tek şey devlettir ve onun devamlılığının sağlanmasıdır.

      Son kitap da yok olanada kadar devlet tarafından çıkarılan yangınlar o kadar fazladır ki gökyüzü artık mavi değildir. Araştırılacak yada düşünülecek her şey zaten devlet tarafından sunulmaktadır. Yatmadan önce muhakkak her insanın kafasının arkasında bulunan kabloyu prize sokacak ve devlete gerekli bilgiler verilecektir. Eğer ki bireyde herhangi bir düşünce izi görülürse en ağır cezaya mahkum kalınmış olunur. Dünyaya gelmiş yeni çocuklar belirli bir yaşa kadar devlet tarafından büyütülür ve ailelerine teslim edilir. Yaşlanmanın bile bir sorun olduğu bu düzende yaşlılara yer yoktur fazladan gıda yada mülkiyet kaplayacağından yaşamları yine devlet tarafından belirli bir yaş sınırında sona erdirilmektedir. Camdan yapılan evler sayesinde artık özel yaşam denilen bir şey söz konusu değildir. ( Yevgeni Zamyatin - Biz ) Çünkü kimsenin büyük oluşumdan gizleyecek bir şeyi olmamalıdır.

      Sanırım bir şey söylemem gerek kabloyu prize sokmadan önce - siz düşünmeyin zaten sizin yerinize düşünen birileri var . Kaçınılmaz Dünya  ' dan....


      Merakı olan için Korku Ütopyaları:

      Aldous Huxley  : Cesur Yeni Dünya
      George Orwell  : 1984 , Hayvan Çiftliği 
      Ray Bradbury   : Fahrenheit 451
      Yevgeni Zamyatin : Biz
      

      

      
       

   
      

      

1 Ocak 2016 Cuma

Tam Yedi Düşünce

      Bir sigara içtim bugün daha küllüğe ulaşamadan masanın beyaz kısmına külleri düştü teker teker. Sonrasında düşündüm bu kadar hızlı mı içimize çekiyoruz hayatı ; anlamadan , yorumlayamadan , asıl anların tatlarına varamadan hep bir sonraki günü düşünerek...

      Bir sigara içtim bugün içerken de söndürürken de hep aklımda idin. Beraber olsak da bende sigara içmesem ya. Her gün farklı bir fanilik peşinde koşup duruyoruz hiç değilse beraber koşsak ya...

      Bir sigara içtim bugün ve dedim ki planlar yapmalıyım. Tam her şey yerli yerine otururken küllükte bitti o her şey ! 

      Bir sigara içtim bugün akşamını bile bilmediğim bir günün tam ortasındayken tedirginliği hissettim içimde ya dedim bugün son gün ise ?

      Bir sigara içtim bugün ve insanları düşündüm her gün muhatap olmak zorunda kaldıklarımı ve aslında konuşmak istediklerimin yanımda olmadıklarını hissettim..

      Bir sigara içtim bugün zamanı buz satan bir satıcıya benzettim ve sermayemin alıcısı olmadıkça eridiğine şahit oldum. Zamanımı doğru yere satmam gerektiğini anladım..

      Bir sigara içtim bugün ve fark ettim ki ben bugün tam yedi düşünce içtim...