4 Şubat 2018 Pazar

Kendine Kaçış

     

      Vezirköprü, şehir merkezine yaklaşık 1 saat 30 dakika, orada bulunan Şahinkaya Kanyonu ise ilçeye 17 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Ortalama bir hız ile giderseniz karşınıza 2 saat sonra bu güzellik çıkacaktır. 5 arkadaş sabahın erken saatlerinde günün çoğunu burada geçirmek ve keşif yapmak için yola koyulduk. Genelde insanlar buraya kanyonun içerisinde yarım saat süren tekne gezileri yapmak için geliyorlar. Biz de ilk olarak tekne gezisi yaptık ama sadece bununla yetinmeyip daha sonra orada bulunan tekne sahibi ile konuşarak bize kanyonun zirvesine çıkan yolu tarif etmesini istedik. Yanımızdaki Erciyes Üniversitesi’nde okuyan ve dağcılık ile uğraşan arkadaşımıza güvenerek zirve tırmanışına başladık. Buraya kadar olan kısım fotoğrafların ortaya çıkışını açıklamak için sanırım yeterli( Fotoğrafları yazının sonunda bulabilirsiniz ). Asıl değinmek istediğim kısım ise bundan sonra başlıyor. Yaklaşık 1-2 yıldır ne zaman fırsat bulsam kalabalıktan uzaklaşıp sahile ya da yüksek yerlere kaçmayı bir alışkanlık haline getirdim. Bunu  yakın çevremle sürekli yapmak hem dinlendirici hem de bazı şeyleri düşünmem açısından oldukça faydalı oldu. Yaşımın çok ilerlemiş olmamasına rağmen daha şimdiden bu boş kalabalıklık bende anlamsızlık ve üstüne bir de amaçsızlık duygularını kökleştirdi. Tabi bunları yazarken ilerleyen saatlerde kafeye ya da bir alışveriş merkezine asla girmeyeceğim demek istemiyorum. Sadece farkına varmak belli bir zaman sonra artık yapacak olduğunuz bazı eylemlerde içinizi eskisi kadar huzurlu tutmuyor. Önceden bir kafe ya da alışveriş merkezinde bulunduğum ruh halimle şimdiki arasında dağlar kadar fark olduğunu belirtmek istiyorum. Tabi bu duygular sadece bu iki mekana indirgenmeyecek kadar çok geniş aslında. Bunca keşmekeşliğin içerisinde kaybolan bizlerin bu kadar bilinmezlik altında olmasının sebeplerini ararken bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.

      İnsan denilen varlığın binlerce yıldır ben kimim, neyim, amacım ne gibi sorular sorarak kendisine bir anlam yüklemeye çalışması onu bu son viraja yani 21.yüzyıla kadar getirmiş. Son viraj diyorum çünkü bulunduğum tarihin gerisini dinledikçe insanın şu anda ne kadar aciz bir durumda olduğunu gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Sanki herkes koca bir kazanın içinde büyük bir kaşık ile karıştırılıyor. Üstelik her kaşık darbesi bir sonraki sabaha daha umutsuz uyanmamıza , insanın kendisine daha çok yabancılaşmasına neden olmakta. Bunun nedeni sanırım sahip olduğumuz maddi ya da manevi çoğu şeyin sadece sahiplik duygumuzun açlığından kaynaklanıyor olması. Neyi ne zaman nerede nasıl kullanacağımızı bilmiyor buna karşın sürekli sahip olmaya devam ediyoruz. İnsan bir materyal üretmeden önce kullanımını belirlemek zorunda ancak bu şekilde amaç dediği kavrama ulaşabilir. Ama biz daha neye ihtiyacımız olduğunu bile bilmiyoruz. Haliyle bu kadar bilinmezliğin içerisinde sıkışıp kalıyoruz.

      Zirveye çıkıp şöyle bir etrafıma baktığımda anladım ki insan muhakkak kendini bu karmaşıklığın içinden bir şekilde çekmeli belki bir kanyonun zirvesinde belkide 24 saatlik günün herhangi bir zaman diliminde kendi ile baş başa kalarak bunu gerçekleştirmeli. Kendimizi tanırsak birçok şeyin üstesinden geleceğimize eminim..






   
   



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder