O sabah erken kalkması gerekiyordu. Çünkü iş yerinde onun son günüydü. Ve birkaç saat erken kalkmanın heyecanını gidereceğini ummuştu. Bugün yaklaşık 25 yıldır emek verdiği şirketten ayrılıp , geri kalan zamanını kahvaltı sonrasında ki gazetelere ayırmak istiyordu. Bu sabah kahvaltı da pek de bir şey yiyememişti , sanırım iş macerasının sonuna gelmek onu garip bir havaya sokmuştu. Kahvaltılığı dolaba koyarken reçeli dökmesi küçük bir telaşa sebep olmuştu onun için. Halbuki daha çok zamanı vardı , geç kalması imkansızdı. Bu onu sadece 5 dakikasına sebep oldu. Bir an önce evden çıkmak istiyordu hava almanın onu daha iyi edeceğini umuyordu.
Durağa doğru yola koyuldu. Sokağın köşesinden dönünce , duraktan kalkmakta olan otobüse yetişemeyeceğini anlaması adımlarını yavaşlatıp sigara yakmasına yardımcı oldu. Gitmesi gereken durağın biraz daha gerisinde bırakan otobüse bindi. Tabi sigarası bu karakterinde otobüs gelince hemen bitmemişti. Yarısında olan sigarayı mazgala doğru fırlatıp otobüse bindi. Cüzdanı iyi ki arka cebindeydi. Çünkü sigarasını çıkardığı çantası durakta kalmıştı. Yani içerisinde akşam eşi ile beraber gideceği biletler ile birlikte. Otobüsten inmesinin iş yerinde ki onun için hazırlanan küçük hazırlığa ihanet olarak gördü. Çünkü artık geri dönmek 25 yıl geç kalınmamış işe son gün geç kalmak demekti. Önemli olan zaten cüzdan ve telefon diyerek yola devam etti. Konser bileti işine ilerleyen saatlerde bir çözüm düşünecekti.
Yol çalışması nedeniyle otobüsten planladığı duraktan çok daha önce inmek zorunda kaldı. Yani daha fazla yol yürümesi gerekecekti. Yağmurun başlaması da ona gökyüzünün bir göz kırpmasıydı. ” Hadi ama sen başrol oyuncumuzsun tabi ki yağmur başlayacak. ” Yana taradığı saçları artık kaşları ile bir bütün halindeydi. Pek de aldırmadı ne de olsa henüz üstü başı çamur değildi. Az ileride kısa sürede su birikintisi oluşturan yağmur damlacıkları , arabanın geçmesi ile bir kez daha göz kırptı. Artık aldırması gerekiyordu. Ne de olsa kumaş pantolonu ve ceketi , doğanın sanatsal fırçası ile çamur içindeydi. Büfede gördüğü ıslak mendil ile elinden geldiğince çamuru çıkarmaya çalıştı. Artık tek isteği bir an önce iş yerine varmaktı. Büfe de ıslak mendil ile kendini , kıyafetleri çamaşır makinesi gibi temizlemeye çalıştığını sanması büfecinin öksürüğü ile bölündü. Üstünü temizleme telaşından parayı verememişti. Zaten vermesi de imkansızdı. Arka cebine elini götürdüğünde , sanki bir düğmeye basmış gibi yüzü kızardı. Cebi çok da büyük değildi neredeydi bu cüzdan. Sanırım otobüsten inince ya düşürdü yada soyulmuştu. Evet şimdi gelelim büfeciye kimlik kartımızı bırakmaya , hani türk usulü ” abi bu sende kalsın gelip vericem parayı ” Dur lan alt tarafı bir ıslak mendil abartmaya gerek yok. Zaten cüzdan da yok. Ne olacak daha sonra geçerken veririz deriz. 1 lirasını yiyecek halimiz yok ya ! Bir öksürük daha büfeci abimizden. Bizimkisi kendi ile konuştuğunu anlayınca , nefes alıp girer söze. Şey cüzdanım .. Büfeci abi bu sefer öksürmeden – hadi kardeşim ver de sabah siftahımızı yapalım uğraştırma bizi. Bizimkinin aklına bu kadar büyüteceği gelmemişti tabi. Ne yapalım artık ön cepde ki telefon iyi ki duruyor. Telefonu ıslak mendile kefil ettikten sonra şu meşhur iş yerine doğru tekrar yola koyuldu.
Bir dakika ya bizim karakterimiz hiç sinirlenmedi. Nasıl insansın sen taş olsa çatlar bu sabır ile.. Yolda yürürken birden o reçel aklına gelir. AH ulan reçel !! Dökülmeseydin otobüs kaçmayacaktı , saçlar bozulmayacaktı , çamur üstümü tuval olarak kullanmayacaktı , cüzdanı kaptırmayacaktık ve tabi ıslak mendili telefona tercih etmeyecektik.
Konuk Oyuncu : REÇEL

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder