24 Temmuz 2015 Cuma

Minik El

İnsanoğlunun hayatı ortalama 60 – 70 yıl arasında bir yere sıkışmıştır. Daha az mı yaşayan şanslı yoksa daha uzun mu yaşamak işin sırrı onu anlamayacak kadar 20 ‘ li yaşlardayım şu sıralar. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum o da her zaman öz olanın kavranamaması. Dişlerin su dolu bir kapta olsa da yatağını toplayamayacak kadar acelen de olsa öz olanı koca ömrümüzün nadir anlarında anlayabiliyoruz.

İşte o öz olan anlardan biri. 19 Mayıs Üniversitesi Hastanesi çocuk yoğun bakımın hemen alt katında bulunan küçük bir alan. Daha doğrusu ben buraya özgürlük odası diyorum. Yaptığınız yaramazlıkların gülerek karşılanabildiği tek yer. Hasta olan küçük kelebeklerin özgürlük odası burası. Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum ; duvarda minik ellerin çizdiği yüzlerce masum çizgi ve en acısı da kanatlarının çabuk yorulmasından dolayı sandalyeye ihtiyaç duymuş bir melek… Belki zıplayarak daha yükseğe çizgiler atabilirdi ama o da farkındaydı bazı şeylerin.
Bu tür şeylere şahit olunca hiçbir şey demeden tek bir kelime dahi etmeden tebessüm ediyorum , ediyorum ama belkide en çok akan göz yaşına bedel bir tebessüm. Kalem olmasını istedim yanımda o anda yazmak istedim her birinin çizgisinin altına hayatımda gördüğüm en iyi ressam sensin diye…
Büyük mücadelenin içerisinde dünyaya karşı olan savaşa sadece olgun erkekler çağrılmıyor. Bu alanda herkese davet var. Minik ellerinden tutun rüzgarın dişlerinde cereyan yapan küçük gülüşlere kadar. Özü görmek için beklemeyin gidin sarılın gidemeyeceğiniz uzaklıktaysa merak etmeyin sesiniz bile bir sarılmaya bedel.
Minik bir ele sığacak minik bir yazı yazmak istedim…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder